Psikolojiye göre nasıl olgun bir ilişki yaşarsın? İşte 8 temel davranış

Olgun bir ilişki deyince aklına ne geliyor? Kanepeye oturmuş, birbirlerinin gözlerinin içine bakan, asla sesini yükseltmeyen iki kişi mi? Ya da hiç kavga etmeyen, sanki telepatik bir bağları varmış gibi birbirlerini anında anlayan bir çift mi? İşte tam olarak böyle düşündüysen, gerçeklerle yüzleşme zamanı geldi.

Çünkü on yıllarca binlerce çifti inceleyen psikolog John Gottman’ın araştırmaları bize şaşırtıcı bir şey söylüyor: mutlu çiftler hiç kavga etmeyenler değil. Onlar, tartışmanın tam ortasında yavaşlayıp “bekle, bu konunun senin için neden bu kadar önemli olduğunu anlamama yardım et” diyebilen çiftler. Evet, yanlış okumadın. Duygusal olgunluk mükemmel olmak değil, kaos anında her şeyi havaya uçurmadan durumu yönetebilmek demek.

Ve iyi haber şu: bu davranışlar süper güç gerektirmiyor. Bunlar öğrenilebilen, pratik yapılabilen ve geliştirilebilen beceriler. Yemek yapmayı veya araba bakımını öğrenmek gibi, sadece burada söz konusu olan senin ve sevdiğin kişinin kalbi.

Psikolojinin bize gerçekten söylediklerine dayanarak, bir ilişkiyi sadece ayakta tutan değil, gerçekten büyüten sekiz davranışı ele alacağız. Spoiler: bazıları seni şaşırtacak.

Patlamak Üzereyken Duraklatma Butonuna Basmak

Tartışıyorsunuz, gerginlik tırmanıyor, şakaklarında kanın attığını hissediyorsun ve biliyorsun ki şimdi ağzını açarsan önümüzdeki üç yıl boyunca pişman olacağın bir şey söyleyeceksin. İşte tam o anda yapabileceğin en olgun davranış şu: “Sakinleşmek için yirmi dakikaya ihtiyacım var, sonra konuşalım” demek.

Ve hayır, bu kaçmak değil. Tam tersi.

Roy Baumeister’ın öz kontrol üzerine yaptığı çalışmalar ve Benjamin Karney ile Thomas Bradbury’nin çiftler üzerindeki araştırmaları şunu göstermiş: anlık tatmini erteleme yeteneği (bu durumda öfkeni kusma isteğini) daha istikrarlı ve mutlu ilişkilerle doğrudan bağlantılı. Öfkeliyken duygusal beynin kontrolü ele alır ve seni mantıklı düşündüren korteks bölümü uyku moduna geçer. Yirmi dakikalık bir mola, beyninin tekrar devreye girmesini sağlar.

Gottman’ın gözlemleri de çatışmalar sırasında yavaşlamayı başaran çiftlerin uzun vadede çok daha yüksek başarı oranlarına sahip olduğunu göstermiş. Neden? Çünkü o mola “siktir git, gidiyorum” değil, “bize o kadar değer veriyorum ki şu an her şeyi mahvetmek istemiyorum” anlamına geliyor.

Aslında şunu söylüyorsun: bu ilişkiye o kadar saygı duyuyorum ki geri alamayacağım şeyler söylemek istemiyorum. Ve işte bu, dostum, gerçek yetişkin aşkı.

Birinci Tekil Şahıs Konuşmak ve Suçlamayı Bırakmak

Eğer her cümlen “Sen asla…” veya “Sen hep…” diye başlıyorsa, tebrikler: partnerinin tüm savunma duvarlarını kaldırmanın mükemmel yolunu bulmuşsun. Daha duman çıkmadan yangın alarmını çalmak gibi bir şey bu.

Patricia Jakubowski’nin atılgan iletişim üzerine yaptığı araştırmalar, suçlayıcı “sen” dili yerine “ben” dilini kullanmanın ilişki memnuniyeti ve öz saygıyla bağlantılı olduğunu göstermiş. Aradaki fark devasa.

Şu iki cümleyi karşılaştır: “Geç geldiğinde senin için önemli olmadığımı hissediyorum” ile “Sen benimle asla ilgilenmiyorsun”. Birincisi senin kişisel deneyimini anlatıyor. İkincisi karşındakinin karakterine bir saldırı. Birincisinde bir konuşma başlıyor. İkincisinde bir savaş.

Gottman da çalışmalarında bunu doğruluyor: birlikte kalan çiftler, savcı gibi suçlamadan ihtiyaçlarını ve duygularını ifade etmeyi öğreniyorlar. “Ben” dili yeni çağ koçluk tekniği falan değil, iletişim kuranları sadece kavga edenlerden ayıran araç tam olarak bu.

Ve güzel olan şey? Ne kadar pratik yaparsan o kadar otomatikleşiyor. Antrenman yaptığın bir kas gibi.

Suçluluk Duymadan Hayır Diyebilmek

Yıllarca popüler kültür bize şu fikri sattı: gerçek aşk toplam fedakarlıktır. Sen kendini yok edersin ki ilişki parlasın. Sonra kendimizi bitkin, bastırılmış öfkeyle dolu ve şu düşünceyle baş başa bulduk: “bu ilişkide kendimi kaybettim”.

Ama mesele şu: sağlıklı sınırlar koymak bencillik değil. Önleyici bakım.

Psikolojik sağlık ve ilişkiler üzerine yapılan çalışmalar, kişisel sınırlar belirleme yeteneğinin hem bireysel refah hem de çift memnuniyetiyle doğrudan ilişkili olduğunu gösteriyor. Psikolog Nilay Özkan’ın duygusal olgunluk üzerine çalışmalarında vurguladığı gibi, “hayır” diyebilmek, kendine zaman ayırmak, her talebi yerine getirmek zorunda hissetmemek: bunlar ihanet değil. Sürdürülebilir bir ilişkinin temel taşları.

Olgun bir partner ne tamamen bağımlıdır ne de tamamen kaçınır. Seninle yakınlık kurarken kendi özerkliğini korumayı bilir. Senin sınırlarına saygı duyar ve senin de kendi sınırlarına saygı duymayı bekler. Bağlanma teorisinin güvenli bağlanma dediği denge tam olarak bu.

Yani hayır, “bu akşam yalnız kalmaya ihtiyacım var” dediğinde kötü biri değilsin. Sağlıklısın.

Bazı Şeylerin Asla Çözülmeyeceğini Kabul Etmek

Yutması zor bir gerçeğe hazır ol: Gottman’ın binlerce çift üzerindeki uzun süreli araştırmalarına göre, mutlu ilişkilerdeki çatışmaların yaklaşık yüzde altmış dokuzu kalıcı problemlerle ilgili. Yani asla tam olarak çözülmeyen şeyler.

O sosyal bir kelebek, sen tüm hafta sonlarını kanepede geçirmek istiyorsun. Biri tasarruf delisi, diğeri kendine küçük zevkler yaşatmayı seviyor. Bunlar kişilik ve değer farklılıkları ve sihirli bir şekilde kaybolmayacaklar.

Peki işleyen çiftlerin sırrı ne biliyor musun? Bu farklılıkları ortadan kaldırmaya çalışmıyorlar. Onlarla saygıyla ve mümkün olduğunda mizahla yaşamayı öğreniyorlar.

Sorun farklı olmak değil. Sorun her farkı bir savaş alanına çevirmek. Olgun çiftler bazı konuların hep geri döneceğini anlıyorlar ama bu ilişkinin başarısız olduğu anlamına gelmiyor. Sadece farklılıklarınıza rağmen (ve bazen de onlar sayesinde) birlikte olmayı seçmiş iki farklı insan olduğunuz anlamına geliyor.

Sence olgun bir ilişkide en kritik beceri hangisi?
Duraklayabilmek
Ben diliyle konuşmak
Hayır diyebilmek
Empati kurmak
Kör noktaları tanımak

“Anlamıyorum ama saygı duyuyorum” demek, “ya benim gibi düşünürsün ya da ayrılırız” demekten sonsuz kez daha olgun.

Karşındakinin Bakış Açısına Gerçekten Merak Duymak

Çoğumuz empatinin sadece “karşındaki kötü hissettiğinde yanında olmak” olduğunu düşünür. Ama Adam Galinsky’nin sosyal perspektif üzerine araştırmaları bize gerçek empatinin çok daha aktif olduğunu söylüyor: zihinsel olarak karşındakinin yerine geçmek, onun nasıl hissettiğini aktif bir şekilde hayal etmek.

Pratik örnek: partnerin işte geç kalmak zorunda olduğu için akşam yemeğini iptal ediyor. İlk tepkin? Öfke. Ama bir dur: belki terfi için son şans bu, belki patronuyla ciddi bir sorunu var, belki seni hayal kırıklığına uğrattığı için kendini çok kötü hissediyor. Bu senaryoları görselleştirmek duygusal tepkini değiştirir.

Yakın ilişkiler üzerine araştırmalar, tatmin olmuş çiftlerin partnerlerinin eylemlerini kötü niyete değil durumsal faktörlere atfetme eğiliminde olduğunu gösteriyor. Bu kör bir iyimserlik değil: zamanla inşa edilmiş güven. “Bunu beni incitmek için yapmıyor, muhtemelen zor bir şeyle karşı karşıya” diye düşünmek.

Şüpheden yana kullanma bu yeteneği, ilişkiyi kırılgan anlarda koruyor. Ve tıpkı bir kas gibi, antrenman yapılabiliyor.

Kör Noktalarını Tanımak

Öz farkındalık konusunda uzmanlaşmış araştırmacı Tasha Eurich, rahatsız edici bir şey keşfetmiş: çoğumuz kendimizi sandığımızdan çok daha az tanıyoruz. Özellikle tetikleyicilerimiz, savunma mekanizmalarımız ve ilişkilerdeki tekrarlayan kalıplarımız söz konusu olduğunda.

Olgun bir partner şunu diyebilen kişidir: “Beni eleştirdiklerinde hemen savunma moduna geçerim, bu benim sorunum” ya da “Çok fazla bağımlı olmaktan korkuyorum, bu yüzden mesafe alma eğilimindeyim ama seninle alakası yok”.

Bu farkındalık seviyesi nereden geliyor? Geri bildirim istemekten, kendi tepkilerine merak duymaktan, bazen terapiden. Ama her şeyden önce kendini her zaman savunmak yerine tanıma cesaretinden. Ve bu cesaret ilişkileri devrimsel bir şekilde dönüştürüyor.

İlişki kalitesi üzerine yapılan çalışmalar, kendi davranış şemalarına daha fazla içgörüye sahip insanların daha yüksek ilişki memnuniyeti ve çatışmalardan sonra daha iyi onarım becerilerine sahip olduğunu gösteriyor.

Karşındakinin Büyümesine Alan Açmak

İlişkinin başında mükemmel uyumluyduunuz: aynı arkadaşlar, aynı hobiler, aynı hedefler. Sonra biri yeni bir işe başlıyor, diğeri yogaya merak salıyor, biri seramik kursuna yazılıyor. Ve o garip his başlıyor: “Beni mi terk ediyor?”

Ama yakın ilişkiler üzerine araştırmalar çok farklı bir şey söylüyor: partnerinin kişisel büyümesini desteklemek, ilişki memnuniyeti ve süresiyle pozitif olarak ilişkili. Duygusal olgunluk çalışmalarında vurgulandığı gibi, güvenli bağlanma stiline sahip insanlar partnerlerinin büyümesini tehdit olarak görmüyor, ikisi için de bir zenginleşme olarak görüyorlar.

Olgun çiftler sadece diğerinin büyümesine izin vermekle kalmıyor, aktif olarak destekliyorlar. Çünkü biliyorlar ki statik bir ilişki er ya da geç boğucu hale gelir. Birlikte evrim geçirenler ise her yıl biraz daha derin bir bağ kuruyorlar.

Güvensiz bağlanma der ki: “Değişirsen beni terk edersin”. Güvenli bağlanma der ki: “Büyüyerek ikimiz de daha zengin oluruz”.

Küçük Günlük Tutarlılıklarla Güven İnşa Etmek

Güven büyük romantik jestlerle kurulmaz. Zaman içinde tekrarlanan küçük tutarlılıklarla kurulur. “Ararım” deyip gerçekten aramak. “Ben hallederim” deyip gerçekten halletmek. “Yanındayım” deyip gerçekten orada olmak.

Gottman’ın “dönüp bakmak” dediği harika bir kavramı var. Partnerin “şu gün batımına bak” ya da “bugün çok yorgunum” dediğinde sen telefondayken görmezden gelmek yerine dönüp cevap verdiğin o küçük anlar. Uzun süreli araştırmalar, bu mikro anlarda birbirine “dönüp bakan” çiftlerin yıllarca birlikte kalma olasılıklarının çok daha yüksek olduğunu göstermiş.

İlişkilerin çoğu büyük ihanetlerle değil, biriken küçük ihmallerle çöküyor. Kendini giderek daha görünmez hissettiğin o anlarla.

Olgun partner, küçük anların temelleri inşa ettiğini biliyor. Önemli bir toplantıdan önce “başarılar” mesajı atmak. Yorgun olduğunu fark edip istemeden bulaşıkları yıkamak. Gergin olduğunu görüp “zor bir gün mü geçti?” diye sormak, onun anlatmasını beklemeden.

Bunlar sıradan şeyler değil. Günlük güven inşası bunlar.

Olgunluk Öğrenilir

İşte muhtemelen kimsenin sana söylemediği gerçek: olgun bir ilişki yaşamak doğru kişiyi bulmaya değil, doğru becerileri geliştirmeye bağlı. Gottman’dan Baumeister’a, Eurich’ten Galinsky’ye kadar onlarca yıllık psikoloji araştırması aynı noktaya işaret ediyor: duygusal olgunluk öğrenilebilir, ilişki becerileri geliştirilebilir.

Asla öfkelenmeyi bırakmayacaksın. Partnerinle her zaman aynı fikirde olmayacaksın. Bazen haksız olacaksın, bazen haklı. Ama bu sekiz davranışı pratik ederek bir şeylerin değiştiğini fark edeceksin: çatışmalar daha az acıtıyor, anlaşmazlıklar daha az kişisel görünüyor, bağ her gün biraz daha sağlam hissediliyor.

Çünkü olgunluk mükemmellik değil. Düştüğünde nasıl kalkacağını, bir şey kırdığında nasıl tamir edeceğini, hata yaptığında nasıl sorumluluk alacağını bilmek. Ve bu farkındalıkla kurulan ilişkiler belki masallardaki gibi parlamıyor ama çok daha gerçek, çok daha derin ve çok daha kalıcı oluyor.

Peki, bu sekiz davranıştan hangisini geliştirmek istiyorsun? Belki bir dahaki sefere patlamak üzereyken mola isteyerek başlayabilirsin. Belki “hep yapıyorsun” yerine “hissediyorum” demeyi deneyebilirsin. Ya da belki bugün, partnerin sana bir şey söylediğinde başını çevirip “anlat bakalım” diyebilirsin.

Küçük adımlar. Büyük dönüşümler. Tıpkı olgun ilişkilerin gerçekte işlediği gibi.

Yorum yapın