Bir durup düşün bakalım. Evet, tam şimdi. Bacaklarına bir bak: bacak bacak üstüne atmış durumda mısın? Sağ bacak solun üzerinde mi, yoksa tam tersi mi? Yoksa o nadir insanlardan biri olarak ayaklarını yere sağlam basmış, sanki her an kalkacakmışsın gibi mi oturuyorsun? Eğer oturdukları anda otomatik olarak bacaklarını çaprazlayan çoğunluğun arasındaysan -ister ofiste, ister arkadaşlarınla kafede, ister evdeki kanepede ol- bu görünürde masum hareketin senin hakkında daha derin bir şeyler söyleyip söylemediğini merak edebilirsin.
Spoiler: evet, söyleyebilir. Ama düşündüğün gibi basit bir şekilde değil. Bacak bacak üstüne attığında otomatik olarak kaygılı bir insan olduğun ya da tam tersine süper rahat olduğun anlamına gelmiyor. Mesele düşündüğünden çok daha karmaşık ve ilginç. İşte tam da bu yüzden, davranış biliminin bu kadar yaygın bir alışkanlık hakkında bize gerçekten ne söylediğini keşfetmeye değer.
Beden Dilinin Gizli Dili Kesin Bir Bilim Değil
Öncelikle mitleri bir kenara bırakalım. Beden dili kesinlikle var: onlarca yıllık sosyal psikoloji araştırması, duruşlarımızın, jestlerimizin ve yüz ifadelerimizin kendimizi nasıl hissettiğimiz hakkında bilgi aktardığını gösteriyor. Ama -ve bu çok büyük bir “ama”- bu sinyalleri yorumlamak bir kullanım kılavuzu okumak gibi değil. “Bacak bacak üstüne atmış = kapalı kişilik” diyen evrensel bir sözlük yok.
American Psychological Association’ın 2016 kılavuzunda derlenen sözel olmayan iletişim çalışmaları, vücut duruşlarının özellikle stres veya güvensizlik anlarında değiştiğini vurguluyor. Kolları kavuşturma, bacakları çaprazlama, vücudu kendi üzerine katlama gibi kapalı pozisyonlar çaprazlanmış bacaklar genellikle bilinçdışı psikolojik koruma mekanizmaları olarak işlev görür. Sanki vücudun etrafında görünmez bir mini kalkan inşa ediyormuş gibi.
Ama dikkat: bu genel bir eğilim, kesin bir kural değil. Bağlam her şey demek. Sandalye çok rahatsız olduğu için, üşüdüğün için, hep böyle oturduğun için ya da o durumda kendini özellikle rahat hissettiğin için bacak bacak üstüne atmış olabilirsin. Anladın mı meseleyi?
Görünmez Kalkan mı Yoksa Evinin Kanepesi mi?
Peki bacak bacak üstüne atmak ne zaman gerçekten bir savunma sinyalidir? Sözel olmayan iletişim uzmanları ilginç bazı örüntüler fark etmiş. Yeni ya da potansiyel olarak stresli durumlarda -bir iş görüşmesi, önemli bir toplantı, iyi tanımadığın insanlarla akşam yemeği- kapalı pozisyonlar alma eğilimi önemli ölçüde artıyor.
Bu bağlamlarda bacakları çaprazlamak, fiziksel olarak daha az yer kaplamanın ve sen ile diğerleri arasında sembolik bir bariyer oluşturmanın bilinçdışı bir yolu olabilir. Sanki dünyaya şunu söylüyormuşsun gibi: “Bana alan ver, durumu değerlendiriyorum”. Araştırmacı Mark Knapp 1972’de zaten kapalı vücut duruşlarının sosyal etkileşimlerde savunma tepkilerini yansıttığını gözlemliyordu.
Ama işte sürpriz: tamamen rahatken de bacak bacak üstüne atabilirsin. Hatta en iyi arkadaşınla kanepede, elinde bir kahve, son dedikodular hakkında konuşurken bir düşün. Muhtemelen bacakların rahatça çaprazlanmış durumda, ama tehdit altında hissettiğin için değil -sadece rahat ve tanıdık bir pozisyon olduğu için. Bu durumda mesaj tam tersi: “Kendimi evimde hissediyorum”.
Sağ Bacağa Karşı Sol Bacak Hikayesi
İşte burada işler gerçekten ilginçleşiyor. Beden dili alanındaki bazı teoriler, hangi bacağı üste koyduğunun o andaki zihinsel durumun hakkında bir şeyler açığa çıkarabileceğini öne sürüyor. Fikir beyin lateralizasyonu kavramına dayanıyor: beynin iki yarımküresinin biraz farklı işlevlere sahip olması gerçeğine.
Bu yorumlara göre -ve vurguluyorum, yorumlar, bilimsel kesinlikler değil- sağ bacağını solun üzerine attığında daha analitik, mantıksal ve kontrollü bir modda olabilirsin. Sol bacak üstteyken ise daha duygusal, sezgisel ve rahat bir durumda olabilirsin.
Şimdi tüm bunları gerekli dikkatle alalım. Hangi bacağı çaprazladığın ile psikolojik durumun arasındaki bu özel bağlantıyı kesin olarak gösteren hakemli çalışma yok. Evet, beyin lateralizasyonu gerçek -Michael Gazzaniga gibi nörobilimcilerin çalışmaları bunu geniş ölçüde göstermiş. Ama “beynin uzmanlaşmış yarımküreleri var”dan “sağ bacağın üstte demek mantıksal düşünüyorsun demek”e sıçramak ciddi bir bilimsel atlama.
Bununla birlikte, üzerinde düşünülmesi ilginç bir gözlem olmaya devam ediyor. Kişisel bir deney yap: günün farklı anlarında ve farklı durumlarda hangi bacağı üste koymaya meyilli olduğunu fark et. Bir iş problemine odaklandığında ile keyifle sohbet ederken değişiyor mu? Hiçbir şey ifade etmeyebilir ya da kendine özgü bir örüntü keşfedebilirsin.
Kültür, Görgü Kuralları ve Diğer Her Şey
Beden dilinden bahsederken muazzam kültürel farklılıkları göz ardı edemeyiz. İtalya’da ve genel olarak Batı kültürlerinde, bacak bacak üstüne atarak oturmak çoğu gayri resmi durumda tamamen normal ve nötr kabul edilir. Kafede ya da ofiste meslektaşların arasında bunu yaparsan kimse sana garip bakmaz.
Ama birçok Doğu ve Orta Doğu kültüründe, bacaklarını çaprazlayarak ayakkabının tabanını göstermek saygısızlık olarak değerlendirilebilir. İtalya’da bile daha resmi veya geleneksel bağlamlarda -diyelim kayınvalideninle önemli bir akşam yemeği ya da görgü kurallarına çok bağlı yaşlı insanlarla bir toplantı- bazı insanlar bunu hala fazla rahat bir duruş olarak görebilir.
Bir de tamamen fiziksel faktörler var. Eklemleriniz özellikle esnekse, bacak bacak üstüne atmak nefes almak kadar doğal gelir. Siyatik ağrısı, diz problemleri yaşıyorsan ya da hamileliğin son aylarındaysan, aynı pozisyon son derece rahatsız edici ya da imkansız olabilir. Yani birisinin bacaklarını neden öyle tuttuğunu psikolojik olarak analiz etmeden önce, bunun basitçe fiziksel konfor ya da rahatsızlık meselesi olabileceğini düşün.
Psikolojideki Büyük Tekrarlanabilirlik Krizi
Önemli bir adım geri atalım. Son yıllarda psikoloji disiplini olarak “tekrarlanabilirlik krizi” denilen bir süreçten geçti. Yani diğer bilim insanları ünlü psikoloji deneylerinin çoğunu tekrarlamayı denediğinde, sonuçlar aynı çıkmadı. Open Science Collaboration’ın 2015 analizinde psikoloji çalışmalarının sadece yüzde otuz altısının başarıyla tekrarlanabildiği keşfedildi.
Mükemmel bir örnek Amy Cuddy’nin güç pozları hikayesi. Psikolog 2012’deki çok ünlü TED konuşmasında, açık ve geniş pozisyonlarda sadece iki dakika durmanın testosteronu artırdığını, kortizolu azalttığını ve kendine güvenini yükselttiğini savunuyordu. Fikir virüs gibi yayıldı: milyonlarca insan önemli görüşme ve sunumlar öncesi “Wonder Woman pozu” yapmaya başladı.
Sonra sorunlar geldi. Ranehill’in 2015’teki ekibi gibi diğer araştırmacılar çalışmayı tekrarlamayı denediğinde, aynı hormonal etkileri bulamadılar. Cuddy’nin temel mesajı -beden dilinin kendini nasıl hissettiğini etkileyebileceği- muhtemelen içinde bir gerçeklik barındırıyor, ama daha spesifik ve dramatik iddiaları abartılı çıktı.
Bunun bacak bacak üstüne atmakla ne ilgisi var? Basit: aynı eleştirel dikkati uygulamalıyız. Evet, vücudun duruşu bir şeyler iletir ve iç durumumuzu etkileyebilir. Ama hayır, “eğer hep bacak bacak üstüne atıyorsan kesinlikle güvensiz bir insansın” gibi kesin iddialar ortaya atamayız. İnsanlar çok karmaşık ve davranışların çok farklı nedenleri var.
Kendi Öz-Gözlem Deneyin
Bazen spekülasyondan çok bilim olan teorilerde kesin cevaplar aramak yerine, neden kendin bir araştırmacı olmuyorsun? İşte yapabileceğin küçük bir farkındalık deneyi:
- Kendini farklı bağlamlarda gözlemle: Stresli bir iş toplantısında, arkadaşlarınla aperitif yaparken, evde kanepede yalnızken, doktor bekleme odasındayken nasıl oturduğunu fark et. Pozisyonun değişiyor mu?
- Duygularını takip et: Bacaklarının bacak üstüne atılı olduğunu fark ettiğinde, zihinsel bir mola ver. O anda nasıl hissediyorsun? Gergin mi? Rahat mı? Sıkılmış mı? Konsantre mi?
- Hangi bacağı tercih ettiğini fark et: Her zaman aynı bacağı üste koyma konusunda tutarlı mısın, yoksa değiştiriyor musun? Yaptığın aktivite türüyle bir korelasyon var mı?
- Bilinçli değişiklikler dene: Normalde bacaklarını çaprazlayacağın bir durumda kasıtlı olarak ayaklarını yere sağlam basarak oturmayı dene. Farklı hissediyor musun? Daha “topraklanmış”, daha savunmasız mı yoksa sadece garip mi?
- Başkalarının tepkilerini gözlemle: Özellikle profesyonel bağlamlarda, oturuş şeklinin başkalarının seninle nasıl etkileşim kurduğunu etkileyip etkilemediğini fark et (gerçi bu değerlendirmesi en zor değişken, çünkü bin tane başka faktör devreye giriyor).
Pozisyon Değiştirmek Ruh Halini Değiştirebilir mi?
Başka büyüleyici bir soru var: tersi işliyor mu? Yani bilinçli olarak duruşunu değiştirirsen, kendini nasıl hissettiğini etkileyebilir misin? Bazı terapistler ve koçlar evet diyor. Fikir şu: kasıtlı olarak daha açık bir beden dili benimseyerek -ayaklar yerde, omuzlar arkada, göğüs ileri- kendini daha güvenli ve topraklanmış hissedebilirsin.
Alttaki teori bedenlenmiş geri bildirim: beden ve zihin ayrı varlıklar değil, sürekli birbirlerini etkiliyorlar. Sadece duygular hissetmiyorsun da sonra bedene yansımıyorlar; bedenin kendisi duygularını etkileyen sinyaller üretebiliyor. Yani evet, “dik durmak seni daha güçlü hissettiriyor” fikrinde gerçeklik payı olabilir.
Ama yine mucize bekleme. Sadece bacak pozisyonunu değiştirmek hayatını ya da kişiliğini sihirli bir şekilde dönüştürmeyecek. Duygusal durumunu yönetmek için çok daha büyük bir alet çantasındaki minik bir araç. Belirli anlarda, diğer stratejilerle birleştirildiğinde hafifçe yardımcı olabilir. Hepsi bu.
Hep Bacak Bacak Üstüne Atmanın Fiziksel Riskleri
Psikolojiyi bir kenara bırakıp fiziksel sağlık hakkında konuşalım, çünkü burada daha sağlam kanıtlar var. Ortopedistler ve fizyoterapistler, günde çok fazla saati bacak bacak üstüne atarak geçirmenin bazı gerçek problemlere yol açabileceği konusunda uyarıyor.
Journal of Physical Therapy Science’ta 2019’da yayınlanan bir çalışma, uzun süreler bacak bacak üstüne atarak oturma alışkanlığı ile pelvik asimetriler arasında bir korelasyon bulmuş, bu asimetriler de bel ağrılarıyla ilişkilendirilmiş. Pratikte, masada günde sekiz saat hep aynı bacak üstte geçiriyorsan, vücudunun telafi etmesi gereken postural bir dengesizlik yaratıyorsun.
Diğer potansiyel sorunlar arasında bacaklarda azalmış kan dolaşımı -özellikle varis damarlarına yatkınlık varsa riskli- ve aşırı durumlarda geçici sinir sıkışmaları bile var. Çok uzun süre bacak bacak üstüne atarak oturduktan sonra o karıncalanma ya da uyuşma hissini hiç yaşadın mı? İşte bu, şikayet eden bir sinir.
Sağlık uzmanlarının tavsiyeleri oldukça mantıklı: pozisyonu sık sık değiştir, mutlaka çaprazlamak zorundaysan hangi bacağı üste koyduğunu değiştir ve ideal olarak oturarak çalışıyorsan her yarım saatte bir kalk ve hareket et. Rahatına geliyorsa alışkanlığı tamamen elemek zorunda değilsin, ama ılımlılık ve çeşitlilik temel.
Peki Gerçekten Ne Anlama Geliyor?
Orijinal soruya dönelim: psikolojiye göre hep bacak bacak üstüne atmak ne anlama geliyor? Dürüst cevap: duruma göre değişir. Bağlama göre değişir. Kişiye göre değişir. Kültüre göre değişir. Hepsini aynı anda kontrol edemeyeceğin bin değişkene göre değişir.
Belirli bir güvenle söyleyebileceğimiz şey, nasıl oturduğun dahil beden dilinin insan iletişiminin bulmacasının bir parçası olduğu. Birinin belirli bir anda nasıl hissettiği konusunda ipuçları -küçük, nüanslı, olasılıksal ipuçları- sunabilir. Ama bir kişinin derin kişiliğini açığa çıkaran bir kristal küre değil.
Bacakları çaprazlama gibi kapalı duruşlar, rahatsızlık ya da belirsizlik durumlarında daha sık ortaya çıkma eğiliminde, orada küçük bir psikolojik rahatlama ve sembolik bariyer işlevi görüyorlar. Ama basitçe rahat, alışkanlık ya da kültürel olarak uygun da olabilirler. Bazen puro sadece bir purodur ve bazen bacak bacak üstüne atmak sadece bacak bacak üstüne atmaktır.
Bu bilgilerle yapabileceğin en yararlı şey, karşılaştığın her insanı analiz edip duruşunu çözmeye çalışmak değil. Daha çok kendin hakkında daha fazla farkındalık geliştirmek. Örüntülerini fark etmek. Vücudunun ne ilettiğini ve bunun ifade etmek istediklerinle uyumlu olup olmadığını kendine sormak. Ve evet, belki sırtının iyiliği için ara sıra kalkıp bacaklarını esnetmek.
Bir dahaki sefere bacak bacak üstüne atmış olarak otururken kendini bulduğunda, bunun senin hakkında ne “söylediği” konusunda endişelenmek yerine, merakla fark edebilirsin. Muhtemelen otomatikmelerle dolu bir gündeki küçük bir farkındalık anı. Ve bu farkındalık, beden dili hakkındaki herhangi bir teoriden çok, eve götürebileceğin gerçek hazine.
Peki sen, okumayı bitirirken tam şu anda: bacakların nasıl? Bacak üstüne mi değil mi? Doğru ya da yanlış cevap yok. Sadece bu an senin için işe yarayan şey var. Ve bu tamamen iyi.
İçerik Listesi
