Ergenlik çağındaki bir kızın artan talepleri karşısında “hayır” diyemeyen bir anne, sevgisini gösterdiğini düşünürken aslında kızının sağlıklı gelişimini engelleyen bir döngünün içine giriyor. Bu durum, uzmanların “aşırı hoşgörülü ebeveynlik” olarak tanımladığı ve uzun vadede kaygı bozukluğu, düşük özsaygı ve davranış sorunlarına yol açabilen bir yetiştirme tarzının belirtisi. Peki bir anne, neden bu kadar basit görünen bir kelimeyi söyleyemez hale geliyor?
Hayır Diyememek Sevgi Değil Korku Sinyalidir
Birçok anne, kızının üzülmesinden, kırılmasından ya da kendisini sevmeyi bırakmasından duyduğu derin bir korku ile hareket ediyor. Bu korku o kadar güçlü ki, anne kendi değerlerinden, ekonomik gerçeklerden ve eğitim prensiplerinden bile vazgeçebiliyor. Araştırmalar gösteriyor ki, sınır koymadan büyüyen ergenler yetişkinlikte daha fazla anksiyete, düşük benlik saygısı ve sağlıksız ilişki örüntüleri sergiliyor.
Hayır diyemeyen bir anne, aslında kızına şu mesajı veriyor: “Senin isteklerin her zaman önceliklidir, başkalarının sınırları önemli değil.” Bu mesaj, ergen kızın dünyayı kendisi etrafında dönen bir yer olarak görmesine zemin hazırlıyor.
Sınırsızlığın Yarattığı Görünmez Hasar
Ergen bir kızın beyni, özellikle prefrontal korteks bölgesi henüz tam olgunlaşmadığı için sonuç-sebep ilişkisi kurmakta ve dürtülerini kontrol etmekte zorlanıyor. Bu dönemde dış sınırlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç var çünkü içsel sınırlar henüz tam oluşmamış durumda.
Sınır tanımaz davranışlar sergileyen bir ergen, aslında içten içe kaotik bir dünyada yaşıyor. İlginç olan şu: Görünürde istediği her şeyi elde eden, sürekli kazanan bir genç aslında en büyük kaybı yaşıyor – güvenli bir yapı içinde büyüme fırsatını.
Ergenlerin Söyledikleri ve Gerçekte İstedikleri
Psikolojik çalışmalar, ergenlerin söyledikleri ile gerçekte ihtiyaç duydukları şeyler arasında ciddi farklar olduğunu ortaya koyuyor. Bir ergen kız “beni rahat bırak” derken aslında “değer verdiğin şeyleri bana öğret” diyor olabilir. Talepleri sürekli karşılanan ergenler ise annelerinin onları durduracak kadar güçlü olup olmadığını test ediyor.
Hayır Demenin Yeniden Öğrenilmesi Mümkün
Yıllardır evet diyen bir annenin hayır demeye başlaması, bir gecede gerçekleşecek bir dönüşüm değil. Bu süreç hem anne hem de kız için zorlu bir yeniden ayarlama dönemi ve beklenmedik bir dirençle karşılaşmak normal.
Küçük Ama Tutarlı Adımlarla Başlamak
Değişim için atılacak ilk adım, annenin kendi duygusal ihtiyaçlarını kızınınkinden ayırt etmeyi öğrenmesi. “Kızım beni sevmezse hayatım anlamsız” düşüncesi, sağlıklı bir ebeveyn-çocuk ilişkisinin değil, bağımlı bir ilişkinin göstergesi. Aile terapistleri, annelerin önce kendi değer sistemlerini netleştirmelerini, sonra bu değerlere dayalı sınırlar oluşturmalarını öneriyor.
Pratik olarak bu şu anlama geliyor: Anne, her talebi otomatik kabul etmek yerine “Bu konuda düşünmem gerek, yarın konuşalım” gibi zaman kazandıran cümleler kullanabilir. Bu basit strateji, hem evet deme alışkanlığını kırıyor hem de daha bilinçli kararlar alınmasını sağlıyor.

Sınırları Sevgiyle İfade Etmek
Hayır demek, reddedici olmak anlamına gelmiyor. Aksine, hayır diyebilen bir ebeveyn çocuğuna hayatın en değerli derslerinden birini öğretiyor: Sınırlar ilişkileri yok etmez, sağlıklı kılar. “Seni seviyorum ama bu hafta sonu arkadaşlarınla gitmene izin veremem çünkü ailecek zaman geçirmek bizim için önemli” cümlesi, hem sınır koyuyor hem de ait olma duygusunu güçlendiriyor.
Bu noktada büyükanne ve büyükbabaların rolü de kritik. Genellikle torunlarını şımartmakla bilinen büyükler, anne-babanın koyduğu sınırlara saygı göstermediklerinde sistemi sabote edebiliyorlar. Nesiller arası tutarlılık, çocuğun güvenli bir yapı içinde büyümesi için vazgeçilmez.
Direncin Arkasındaki Gerçeği Okumak
Anne hayır demeye başladığında, kızın ilk tepkisi muhtemelen öfke, ağlama ya da manipülasyon girişimleri oluyor. Ancak bu direnç, değişimin yanlış olduğunun değil, tam tersine etkili olduğunun göstergesi. Çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanları, bu dönemde anne-babaların tutarlı kalmalarının hayati önem taşıdığını vurguluyor.
İlginç olan şu: Sınırlarla karşılaşan ergenler kısa vadede mutsuz gibi görünseler de, orta ve uzun vadede daha güvenli, daha mutlu ve daha başarılı bireyler haline geliyorlar. Çünkü gerçek dünya, isteklerimizin her zaman karşılanmadığı bir yer ve bu gerçeklikle erken yaşta yüzleşmek uyum sağlama kapasitesini güçlendiriyor.
Büyüklerin Göz Ardı Edilen Etkisi
Bu denklemde büyükanne ve büyükbabalar genellikle ihmal edilen ama son derece etkili aktörler. Torunlarına karşı daha toleranslı olmaları doğal, ancak anne-babanın otoritesini zayıflattıklarında çocuk farklı kuralların geçerli olduğu paralel dünyalar arasında kaybolabiliyor.
Büyüklerin asıl yapması gereken, anne-babanın kararlarını desteklemek ve torunlarına başka bir değerli şey öğretmek: Yaşamın farklı ilişkilerde farklı dinamikler taşıyabileceğini, ancak temel değerlerin değişmediğini. Büyükanne, torununa marketten oyuncak almayı reddederken “Annene söz verdim, özel günler dışında alışveriş yapmayacağız” diyerek hem sınır koyuyor hem de nesiller arası dayanışmayı güçlendiriyor.
Yeniden İnşa Sürecinde Sabır ve Destek
Yıllardır hayır diyemeyen bir annenin bu değişimi gerçekleştirmesi, bir ilişkinin yeniden inşası demek. Bu süreçte profesyonel destek almak – aile terapisi ya da ebeveyn koçluğu – süreci kolaylaştırabiliyor. Önemli olan, bu değişimin mükemmel olmayacağını, bazen geri adımlar atılacağını kabul etmek.
Ancak her küçük “hayır”, annenin kendi sesini bulmaya bir adım daha yaklaşması, kızının ise gerçek dünyaya bir adım daha hazırlanması anlamına geliyor. Ve zamanla, o ergen kız yetişkin olduğunda annesine en çok teşekkür edeceği şey aldığı hediyeler değil, ona öğretilen sınırlar olacak.
İçerik Listesi
